Kapat

Gerçeklerin Ağır Yükü

Anasayfa
Kırmızı Hap Gerçeklerin Ağır Yükü
Bilmemek Mutluluktur

Bilmemek Mutluluk mudur?

Bilmemek mutlulukmuş diyerek başlamak istiyorum sözlerime. Şimdi de filozof mu kesildin başımıza am*na goduğum demeyin durun biraz. Aslında aklımda bu yazıyı yazmak yoktu. Aklımda farklı bir mevzu vardı ama bilgisayarım öldü, daha önce bir kalp krizi geçirmişti atlattı sanmıştım meğer atlatamamış. Arkadaşımın benden daha yaşlı olan laptopunu aldım, laptopa bakınca insan düşünüyor. Bu bile yaşamına devam ediyor diye.

Her neyse boş yapmayayım bir iki kelam etmeye ve gitmeye geldim. Bugün bilgisayarım öldü demiştim, bilgisayar ölünce bazı dosyalarımın yedeğinin olup olmadığını kontrol etmek için google drive ve yandeks disk hesaplarıma girdim. Maalesef yedekler yoktu ama farklı bir şeye rastladım. Farkında olmadan eski fotoğrafların tümünü diske yedeklemişim. Yaklaşık 40gb kadar yedek dosyalar buldum fotoğraflar, videolar, müzikler, notlar ve birtakım ıvır zıvır şeyler. İnternet paketinin çabuk bitme sebebi buymuş demek ki.

Fotoğraflar dedim yaklaşık 4 sene öncenin fotoğraflarına kadar duruyor. Çok eksikler olsa da bazıları duruyor en azından. Burada varmak istediğim nokta eski hatunlarla olan fotoğraflarım özellikle. Şunu söyleyebilirim ki eskiden ne giyinmeyi, ne bakım yapmayı, ne de başka bir şey biliyormuşum. Şu an imkanlar dahilinde hepsine çeki düzen verdik. Lakin o fotoğraflarda olup da şu an olmayan bir şey var. Eskiden hiçbir şeye sahip değilken daha mutluymuşum. Eskiden kafam kuma gömülüymüş meğer.

Evet mutluymuşum. Ben bu camiaya girdiğimden beri her geçen gün daha fazla şey öğrendim. Her öğrendiğim yeni şeyde mutluluğum azaldı. Fotoğraflarda beni öpen, koklayan, sarılan hatunlar var ama onlara sahip değilmişim. Hepsi birer yanılsamadan ibaretmiş aslında. Saçma gelecektir bu sözlerim sizlere. Madem eskisinden daha iyisin daha çok mutlu olman gerekmiyor mu diyeceksiniz. Mantıken öyle görünse de duyguların mantıkla pek alakası olmadığını biliyorsunuz.

Bakıyorum fotoğrafa, omuzlar çökük, saç-kaş birbirine girmiş, giyim bol ve zevksiz ama mutluyum. Aklım almıyor mutluyum hem de çok mutluyum o fotoğraflarda. Muhtemelen yanımdaki hatunlardan dolayı mutluyum, bu tiple böyle hatunlarla sevgiliyim diye mutluyum. Ne olduğu önemli değil ama mutluymuşum işte. Geriye dönme şansım olsa yine bu yola girer miydim bilmiyorum, belki de girmezdim. Bu yolda öyle bir yol ki bir defa girdiğinde geri dönüş şansın yok.

Kırmızı Hap Farkındalığı

Kırmızı hap kafası tam olarak burada başlıyor sanırım. Bir defa kırmızı hapı aldık ve geri dönüşü yok bunun. Bilmemek mutluluktur sözü benim için önemsiz bir söz olmuştur her zaman. Bugün daha iyi anlıyorum aslında hatta çok iyi anlıyorum en iyi ben anlayabilirim bunu. Bunun sebebi sadece bu olaylar değil farklı olaylar var. Bilmediğiniz ve asla bilmeyeceğiniz olaylar. 1-2 ay kadar önce kaldıramayacağım şeyler öğrendim. Sadece ben değil kimin başına gelse onun kaldıramayacağı şey. Anlatmayı içimi dökmeyi çok istiyorum aslına bakarsanız ama anlatamam. Benim yüzümden olan ama düzeltme imkanım olmayan bir şey. Günlerce boş duvara bakmama sebebiyet veren ve suçluluk duygusundan kafayı yemek üzere olduğum bir şey. Öyle ki intiharı düşündürten bir şey öğrendim. Hiçbir zaman öğrenmemem gerekirdi, öğrenmesem mutlu mesut devam ederdim bunun sorumluluğu bana ağır geliyor. Merak etmeyin birini falan öldürmedim veya tanıdığım biri öldürmedi aranızda ruh hastası olabilir birini öldürdüğümü veya tanıdığım birinin birini öldürdüğünü düşünüp şikayette bulunabilir. Bu bahsettiğim farklı bir olay. Ölümün bile zor da olsa izahı var ama bunun yok. Bu yüzden deli gibi anlatmak içimi dökmek istesem de anlatamam.

Diyorum ya daha iyi anlıyorum bu sözü. Şimdi hafızamı silme gibi bir şansım olsa kesinlike silerdim. Bilmenin kötü yanı bu işte. Bir defa öğrendiğinde unuttuğunu zannetsen de genelde bir şekilde karşına çıkıyor. Yine o fotoğraflara dönelim. Fotoğraflarda bakışlarımda minnettarlık görüyorum, o kızlara sahip olduğum(!) için o hatunlara minnettar duruyorum. Bana bunu lutfettiklerinden dolayı. O fotoğraflara o zamanlar baktığımda mutlu oluyordum. Şimdi baktığımda halimin ne kadar acınası olduğunu görüyor ve kahroluyorum. Bir yandan da mutluyum değiştiğimden dolayı ama yine de mutlu değilim eskisi kadar.

Kadınlara karşı en az ön yargısı olan insanlardan bir tanesi benimdir. Onlara karşı empatiyle yaklaşabiliyorum. Onları anlayabiliyorum ve bu da beni kahrediyor. Eskiden yaşadıklarımı düşündükçe o zaman beni mutlu olan olayların hepsi beni birbir bitiriyor.

Bilmemek mutlulukmuş

Bu camiaya bulaşan herkesin olayıdır aslında bu mutsuzluk. Hayatını bir şekilde düzene sokar ama asla eskisi gibi olamaz. Bu sınır karakolunda nöbette hep tetikte beklemek gibi. “Aşk birinin eline dolu bir silah verip sizi vuracağı anı beklemekten farksızmış.” Tam olarak durumu bu söz özetliyor aslında.

Yani şöyle düşünün bir hatunun yanındasınız bir şeyler yaşıyorsunuz ve davranışlarının sebebini biliyorsun. İşin ilerleyen kısmını da biliyorsun. O masum görüntülerinin altında çok fazla şey olduğunu biliyorsun. Sizi bilmem ama ben her şeyden habersiz olduğum zamanlardaki gibi olamıyorum. Söyledikleri her yalanı anlayabiliyorum, söyledikleri her sözün ne anlama geldiğini bilebiliyorum. Her şey o kadar tanıdık ki bu beni bitiriyor işte.

Ne olacağını, nasıl gelişeceğini bilmesem daha mutlu olacağım. Bir hatunun yanındayım ve hemen aklıma öğrendiklerim, geçmiş tecrübelerim geliyor. Geçmişe saplanıp kalmak delilik biliyorum. Benim mantığımla bakarsanız “öleceğini bile bile yaşamak” durumu ortaya çıkıyor. Bu yazıda mantık aramayın bu yazıda düşündüğümü yazıya aktarıyorum o an.

Bana çok kişi ulaşıyor “söylediklerinde o kadar haklısın kendimi değiştirdim geliştirdim ama mutlu olamıyorum” diye. Bunun böyle olacağı belliydi zaten. Her şeyi öğrenip bu kadar mutlu olmayı nasıl beklersin ki? Atatürk geliyor aklıma, fotoğraflarının çoğunda keder var. Nasıl olmasın adam bir ülkeyi kurtarsa da o kadar yük adamın omuzlarında. Daha iyi anlıyorum. Ben bu cümleyi çok kullanıyorum. Öğrendiğim her şeyde tecrübe ettiğim her şeyde daha iyi anlıyorum.

Geçmişte benim için anlam ifade etmeyen bir çok şeyi daha iyi anlıyorum. Sebebi bu işte benim için anlam ifade etmiyordu. Ediyordu aslında ama bir anlam ifade ettiğini bile anlayamayacak kadar bilgisizdim işte. Şimdi ise anlamsızlıktan bile anlam çıkartabiliyorum.

Benim blogumdaki yazıları okumuş olan kişiler, forumda bulunan kişiler veyahutta bu mevzulardan haberdar olan temel düzeyde bilgi sahibi olan herkes bilgilidir. Dışarıda gördüğünüz erkeklerin bildiklerinden çok daha fazlasını biliyorsunuz inanın bana. İcraata dökemiyorsunuz ama biliyor kendinizi kullandırtmıyorsunuz en azından. Birisinin yedek kulübesinde beklemiyorsunuz en basitinden.

Temel düzeyde bildikleriniz bile sizi kadın düşmanı yapmaya yeter de artar. Tek sorun şu ki onlarla başarılı olmak istiyorsanız onlara düşman olmamanız gerekiyor. Yani bilinçaltınız sizi tehlikelerden korumaya çalıştığından dolayı siz ne kadar isterseniz isteyin sizi uzak tutmak için elinden geleni yapıyor. Herhangi bir hatunla konuşurken eskisi gibi olamıyorsun. Yeterince içten yaklaşamıyor davranışların hep yapmacık oluyor diken üstünde oluyorsun anlayacağın. Çünkü onu tanıyorsun ve göründükleri kadar masum olmadıklarını biliyorsun. Hem iyi hem kötü bir durum tam bir paradoks.

Şöyle de bir durum var onların gözünden baktığında onları haklı bulabiliyorsun. Çevrelerinde istemedikleri kadar yetersiz erkek (kendisine sürekli iltifat eden, hediye yağmuruna tutan, ilgi manyağı yapan) varken onların arasından sıyrılabileni tercih etmesi gayet normal geliyor. Biz bile bazen bize ilgi duyan hatunlardan uzaklaşmaya çalışabiliyoruz. Hatun sırf diğer erkeklerden farklı olduğundan dolayı ruh hastalarının peşinden gidebiliyor. Ruh hastası dediklerim maçoluğu kadını dövmek sananlar. Zarar göreceklerini bildikleri halde diğerlerinden farklı diye o maçoyu seçebiliyorlar.

Benim onlarla ilgili tek problemim insanları kullanıyor olmaları. Hayatın her alanında kullanmaya çalışmaları. Bugün etüt merkezinde kursa başladım. Kursta bir tane yerinde duramayan eleman vardı. Eleman kızlar sınıfa girerken kapıyı açıp arkalarından girdi. Ee ne var bunda diyeceksiniz. Normal elbette ama elemanın o davranışından sonra kızlardan övgü aldı. Kışkandın mı çeeen? Yok be ne kıskanacağım. Benim tav olduğum mevzu kızların centilmenliğe dair ettiği iltifatlardan sonra daha fazlasını istemesi. Bu durumun da kızlar tarafından fark edilip elemanı kullanmaları. Berkcaaan bize su alırsın değil mi sınıfta bir tek centilmen sen varsın. Berkcaann çantam çok ağır sen taşır mısın? Berkcaaan şuradan Pelinsuyu çağırır mısın.s.s Yaaa teşekkür ederim. Sen çok iyisin iyi ki varsın.

Bu duruma Berkcan’ın gözünden baktığınızda oldukça şanslı olduğunuzu düşünebilirsiniz. Birazcık bilgi sahibi olan bizlerin gözünden baktığınızda getir götür işleri için kullandıklarını anlayabilirsiniz. En kötüsü de ben o çocuğa yapma etme seni kullanıyorlar desem kıskandığımı zannedecek olması. Evet yaa babet köpeği olmadığım için çok kıskanıyorum seni. 🙁 Her tarafta bunun benzeri, bundan daha kötüsü erkekler var ve göz göre göre harcanıyorlar. Bunları fark etmek zoruma gidiyor ve bu durumda o hatunlara saygı duyamıyorum.

Bütün bunları öğrendim ve artık geri dönüşü yok. Cahillik bir zamanlar sonsuz mutluluktu.

Sizin de benzer durumlarınız var mıdır? Çok şey öğrendikten sonra mutlu olamamak gibi. Çözüm önerileriniz varsa da anlatabilirsiniz. Bu benim için bir problem ve bu problemi aşmam gerekiyor. Herkesin fikrine ihtiyacım var.

“Gerçeklerin Ağır Yükü” üzerine 4 yorum

  1. Hüseyin says:
  2. Kadir says:
  3. Ogican says:
  4. sosyolog says:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir